Son Dakika

Evlatlarımızı Bizden Alıp Bize Düşman Eden Sistem...

Hasan Erden

Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, “PKK’nın elinde bin civarında 18 yaşından küçük çocuğun bulunduğunu, bunların eğitilerek silahlı mücadelede kullanıldığını biliyoruz” demiş. [1]

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da, yurt dışında sahipsiz kalan 4 bin Türk çocuğunun, gençlik daireleri aracılığıyla Hıristiyan ailelere verildiğini belirterek, ''Bu çocuklar adeta Hıristiyanlaştırılıyor. Büyük bir dramla büyük bir asimilasyonla karşı karşıyayız'' demiş.[2]

Devletin iki yöneticisini rahatsız eden bu iki vahim olay Hz. Ömer’le ilgili bir olayı hatırlatıyor: Büyük sahabi Halife (devlet Başkanı) olmanın getirdiği görev ve sorumluluğun Allah katındaki vebalinden korkarak, Medine’de gece geç vakitlerde sokak sokak dolaşıp da aç-açık, muhtaç birileri var mı diye gezinirken, en uç noktada bir evde bir yaşlı kadının, ağlayan çocuklarını susturmağa çalıştığını görür.

Çocukların neden ağladığını sorar. Yaşlı Kadın:
“-Açlıktan!” cevabını verir.
Kadının kocası savaşta şehit olmuş, başka hiç kimsesi yoktur.
Hz. Ömer, kendini tanıtmadan sorar:
-Sen neden Ömer’e gidip durumunu anlatmıyorsun? Ömer senin böyle zorluklar içerisinde olduğunu nerden bilsin, nasıl bilsin?
Kadının verdiği cevap, Hz. Ömer’i adeta yüreğinden vurur:
“-Ömer bizim durumumuzu bilmeyecekse, neden Halife oldu? der.
Bu olayda olduğu gibi, Müslüman Türk milletinin evlatlarının terörist ve Hıristiyan hale getirilmesinden şikayet eden devletin iki yöneticisine de:
“-Evlatlarımıza sahip çık(a)mayacaksanız neden devlet oldunuz?!” demek düşüyor.

Ama evlatlarımızı, başkaların ağına düşüren ve yabancılaştırılmasına yol açan yanlışlar ve ihmaller sadece bugünkü yönetimlerin ve yöneticilerin vebali değil. Daha önceki iktidarlar döneminden devam edip gelen bir sistemin marifetidir!

Bu sistem Müslüman Türk milletinin evlatlarını başkaların çocukları haline getirmektedir.

TÜRK MİLLETİNİN EVLATLARINI ABD’NİN ÇOCUKLARI YAPAN SİSTEM...

Hatırlanacak olursa, Türkiye’de 12 Eylül İhtilalinin yapıldığı gün, darbeyi organize eden CIA şeflerinden Paul Henze ABD Devlet Başkanı Jimmy Carter´a “Bizim çocuklar başardı” demiştir.[3]

Yani, Müslüman Türk milletinin evlatlarını Amerika’nın ve Avrupa’nın çocukları haline getiren bir sistem hakimdir Türkiye’de.

Bu sistem çocuklarımızı nasıl Amerikan çocukları haline getiriyor ?..

ABD’nin önde gelen stratejistlerinden, Carter’ın Güvenlik Danışmanı Zbıgnıew Brezezinsky şöyle demiştir:“Amerika Birleşik Devletleri, yığılan yarım milyon yabancı öğrenciyle, ileri düzeyde eğitim arayanların tapınağı olmuştur ve bunların çoğu ülkelerine dönmemektedir. Amerikan üniversitelerinden mezun olanlar tüm kıtalarda hemen hemen her parlamentoda bulunmaktadır.” [4]

“İstihbarat dünyasının uzmanı olarak bilinen, gazeteci Er­nest Volkman ‘1970’lerde CIA adına öğrenci tanıma ve örgüt­leme işleriyle görevlendirilmiş 5000 akademisyenin, her yıl eği­tim için ABD’ye gelen 250.000 öğrenci arasından gelecekte operasyon yürütecek 200-300 eleman seçtiğini’ belirtiyor.” [5]

ABD, yaklaşık yarım asırdır, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerden çocukları ve gençleri eğitiyor ve bu gençlerin içerisinden kendi ülkelerinde Amerikancı operasyonlar (darbeler) gerçekleştirebilecek ve liderlik yapabilecek olanları seçiyor ve onları özel programlarla yetiştiriyor.

Nitekim Türkiye’de son 50 yıl içerisinde üç askeri darbe yapılmış ve bunların dışında gizli siyasi pek çok operasyonlar gerçekleştirilmiştir. Bu darbeleri ve operasyonları yapanlar, çoğunlukla Amerikan sisteminde eğitimlerden geçmiş, CIA eski şeflerinden Paul Henze’nin dediği gibi “Amerikan çocukları” haline getirilmiş bizim gençlerimiz ve insanlarımızdır.

Bizim insanlarımızı değiştiren ve ABD’nin malı haline dönüştüren bu sistem, Türkiye’de Milli Eğitimi Amerikalıların eline teslim eden, 27 Aralık 1949 tarihinde gerçekleştirilmiş olan Fulbright Eğitim anlaşmasından sonra oluşmuştur. Bu sistemde büyük rol oynayan Amerikan çok uluslu şirketlerin burs ve vakıfları vardır. Fulbright Bursu, Eisenhower Bursu, Rockefelller bursu, Ford bursu bunlardan bazı örneklerdir. Bu burslarla ve vakıflarla ABD’nin istediği formatta yetişen liderler ülkemizi yıllarca yönetmiş ve Ankara siyasetini ABD’nin istediği şekilde yönlendirmiştir. Bugünkü siyasilerin ve yöneticilerin içerisinde de bu burslardan yetişenler vardır.

Ayrıca ABD sömürgeciliği Türkiye toplumunda kitleleri peşlerinden sürükleyen kanaat önderlerini, topluluk liderlerini, gazeteci-yazarları, sosyal konumlarında ve görevlerinde başarılı olan ve öne çıkan simaları ABD’nin safına çekecek programları da faaliyete geçirmiştir. [6]

Dahası, tüm kitlelere Amerika’yı sevdirmeyi hedefleyen projeler geliştirmiştir. İşte bu projelerden bir örnek:

BİNLERCE MÜSLÜMAN ÇOCUĞUNUN EĞİTİLDİĞİ ABD YAZ KAMPLARI...

2007 yılının sonlarında Türkiye’ye gelen, ABD Devlet Başkanı Bush’un imaj Danışmanı (psikolojik savaş danışmanı) Karen Hughes, Müslüman Türk milletine Amerika’yı sevdirmek için çok kalabalık bir ekiple yoğun bir çalışma içerisine girdiklerini söylemişti.

Bu kadını meşhur eden en önemli projelerinden birisi, İslam ülkelerinde ABD’nin imajını düzeltmek için Müslüman çocuklar için özel yaz kampları düzenlemesiydi.

2006 yaz döneminde, ilk kez geniş çaplı düzenlenen yaz kamplarında İslam ülkelerinden, 8 ila 14 yaş arası Müslüman çocukları hedeflendi. Programın amacı, İslam ülkelerinde geleceğin büyükleri olacak çocukların fikirlerini ve duygularını şimdiden Amerikan düşüncesiyle ve kabulleriyle şekillendirmekti. Programda yüzlerce aile organizasyonu da görev yapıyordu. 2006 yılı yaz mevsimi kamplarında 14 İslam ülkesinden 6 bin Müslüman çocuğu programda yer almıştı. Bunların yaklaşık 2000’den fazlası Türkiye’den gelen kızlardı.

2006 yılı yaz kampları için Kongre’den 8,5 milyon dolar aldıklarını belirten Karen Hughes, çocuklar liseye gittiğinde hayata bakış açılarının şekillendiğini ifade ile, Amerikan devlet programlarının gerçekten de gençlere yeterince ulaşmadığı gerekçesiyle bu projeyi 2006’da planladığını açıklamıştı.[7]

“MÜSLÜMAN GENÇ NÜFUSU FETHETMEK İÇİN HERŞEYİ YAPIYORUZ”...

ABD Dışişleri Eski Bakanı Condoleezza Rice “Müslüman toplumlarda özellikle genç nüfusa ulaşmanın önemli olduğunu ve bunun için öğrenci değişim programlarının ideal olduğunu söyleyerek “Gönülleri bir gecede fethedemeyiz. Uzun süredir bir kötüleme vardı ve tamamen düzeltilmesi biraz zaman alacak. Ancak yapabileceğimiz her şeyi yapıyoruz.” şeklinde konuşmuştur. [8]

İslam ülkelerinin pek çoğunda siyasiler ve yöneticilerin gönülleri ve zihinleri fethedilmiş, daha doğrusu işgal edilmiş değil midir?

Eski adıyla İslam Konferansı yeni adıyla İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olan İslam ülkeleri organizasyonu ABD ile işbirliği içerisinde olduklarını açıklamamış mıdır ve 10 yıllık çalışma raporunu Amerikan yöneticilerine sunmamış mıdır?

İslam ülkelerinin çoğu yöneticileri -Türkiye de dahil olmak üzere- ABD’nin İslam’a karşı Haçlı savaşında işbirliği anlaşmaları imzalamamış mıdır?

SONUÇ...

Konumuzla ilgili değerlendirmeleremizi şöyle özetleyelim:
 
Türkiye’de Müslüman Türk milletinin evlatlarını kendi kimliklerinden ve değerlerinden koparan ve yabancılaştıran, kimilerini Hıristiyanlaştıran, kimilerini bölücü teröristler yaparak Türkiye’ye düşman hale getiren, kimilerini Amerikanlaştan bu sistemin ardında siyaseti, yönetimleri ve tüm kitle iletişim organlarını kontrol eden bir sistem vardır.

Bakan’ın “asimilasyonla karşı karşıyayız” dediği bu sosyal erozyonda, Türkiye yöneticilerinin ve siyasilerinin büyük veballeri ve sorumlulukları yok mudur? Örneğin Türkiye’de çocuklarımızın ve gençlerimizin Hıristiyanlaştırılması için faaliyette bulunan misyonerlere, hem önceki yönetimler ve hem de bugünkü yönetimler tarafından yollar açılmış, yardımcı olunmuş değil midir? Dahası misyonerlik faaliyetleri devletin resmi programları haline getirilmiş değil midir? [9]

Kısacası çocuklarımız ve gençlerimiz büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Aslında gerçekte büyük tehlikelerle karşı karşıya olan asıl vatanımızdır, ülkemizdir, milletimizdir.

Mehmet Akif Merhum, İstiklal Marşı’nda, o dönemde yaşanan kara günler için şöyle demiş:

"Sahipsiz olan vatanın batması haktır
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır."

Aslında Merhum’un İstiklal Marşını yazdığı dönemde vatanın karşı karşıya bulunduğu o fiili işgal tehlikesinden daha vahim ve daha hazin bir durumla karşı karşıya bulunuyoruz.  Zira gelecekte vatanımıza sahip çıkması gereken çocuklarımızın ve gençlerimizin zihinleri ve yürekleri işgal edilmektedir.

Geleceğin büyükleri ve yöneticileri bugün sahipsiz durumdadır ve Türkiye’nin ve Müslüman Türk milletinin düşmanlarının ağlarına ve tuzaklarına düşmektedir.

Bu durumda İstiklal Marşımızın o kısmını şöyle anlamak gerekiyor herhalde:

Evlatlarımız sahipsiz olursa vatanın batması haktır.
Evlatlarımıza sahip çıkarsak bu vatan batmayacaktır.
 

Sevgiler, saygılar

Yorum Ekle

Yorumlar