Son Dakika

SARAY TUTKUSU

İlyas Demirdüzen

İmparatorluğumuzun sonları ile Cumhuriyetimizin başları ortamında yetiştirdiğimiz bir fikir adamımız ve aynı zamanda şair olan Yahya Kemal Beyatlı. Onun milli tarihimizin değerlendirilmesi ile  ilgili bir eseri var: AZİZ İSTANBUL. Bu eseri 1972 yılında almıştım. Üniversite öğrencisi iken. O zaman şöyle bir okuyup geçmiştim. Fakat kitaplığımı düzenlerken dikkatimi çekti. Ne var Aziz İstanbul’da diye! İmparatorluğumuzun yükseliş dönemi ile çöküş dönemi yöneticilerimizin bakış açısını değerlendirmiş.

 

Mesela Yavuz Sultan Selim Hanın Devletin o gücüne rağmen tevazuundan bahseder. Malum Sultanlarımız Devlet yönetimini Topkapı Sarayından yapardı. Gezenler bilir ki o sarayın şaşaalı bir görüntüsü yok. Böyle bir sarayda Yavuz kendisi için bir daire ilave ettirir. Yapılan bu ilaveyi Beyatlı, uzun bir yolculuğa çıkmış olan bir yolcunun bir süre dinlenip tekrar yola devam edeceği bir kulübeye benzetir. Son derece sade ve basit. Ta 19. Yüzyılı ikinci yarsına kadar devlet  oradan yönetilirdi.

19.yüz yıl imparatorluğun çöküş sürecinin ivme kazandığı bir  asırdır. Bu süreç aynı zamanda dış borçlarla devletin ayakta tutulmaya çalışıldığı bir görünüm arz eder. Boğaz kıyılarında saraylar ve yalılar  çığ gibi artar: Galata Saray,Yıdız, Çırağan, Beylerbeyi Sarayları, Paşa köşk ve yalıları…Bütün bunlar Borç Batağında boğulan bir devletin bütçesinden yapılmıştı. Galiba bunları yaptıranlar böylece dış dünyaya güçlü görüntüsü vermek içindi.

Biz kime, hangi hasımlarımıza karşı bu  manevraya girmiştik ki?! Fransa’ya mı,İngiltereye mi,Avusturyaya mı?...Kime? Zaten o günün güçlü devletlerinden borç dileniyorduk! Ve bu ve diğer devletler verdikleri paraların geri alına bilmesi için bütün zenginlik kaynaklarımıza el koymuşlardı:  Bir süre sonra Düyunu Umumiye. Onların miras bıraktığı bu borçları Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devlet kuruşuna kadar ödedi.

BORÇSUZ DEVLETTEN BORÇLU DEVLETE GEÇİŞ

ABD’nin Asya kıtasına adım atmasıyla beraber bölgede hakimiyeti yoğunlaştı. Bu kapsamda Ekonomimize de çeki düzen verdi. Ne yapmamız uygundur, ne değildir! Yani MARSHAL YARDIMININ kuşatması altına giriyoruz.1944 yılında hatırı sayılır uçak sanayiimizi iptal ediyoruz. Ta ki 1974 Kıbrıs bunalımına kadar. O zaman başımız saptırma ağacına çarptı ve hatamızı anladık gibi! Gibi diyorum çünkü  AKP hükümeti iktidara gelir gelmez ilk işlerinden biri olan statüko savaşında O günlerde kurulmuş olan Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıflarını lağvetti. Eğer- madem savcılık özelliğiniz varmış- yanlış yapanların ensesinden tutardın! Niyetin üzüm yemek idiyse! Ama niyetinin bekçiyi dövmek olduğu yeni yeni ortaya çıkıyor.

AK SARAY’A NEDEN İHTİYAÇ DUYLDU?

ÇANKAYA CUMHUR BAŞKANLIĞI KÖŞKÜ YETERSİZ Mİ KALDI?

Hani hatırlarsanız  bir zamanlar Atatürk’ün hizmetlerinden bahsedilirken Sayın Cumhur Başkanı bir söz sarf etmişti! “O kendi zamanını yaşadı” diyerek adeta bu günlere bir mesaj vermişti: Türkiye’de yeni bir dönem başladı! O halde ne yapmak gerekiyor? Bu cümleden olmak üzere AK SARAYA ihtiyaç duyuldu. Çünkü ona göre “Mahkeme Kadıya mülk”!? 1000 odalı bir saray. Maliyeti şimdilik 1 milyar 375 milyon TL.(Eski parayla bir katrilyon üç yüz yetmiş beş trilyon)! Bir de 200 milyon dolarlık yeni uçak. Böylece hem eski dönem kabuğu kırılmış olacak ve hem de bütün Dünya Yeni Güçlü Türkiye’yi görecek ve onun önünde şapka çıkaracak! Yeni yılda vergiler % 10 artırılacak. Gırtlağına kadar borçta bir ülkenin israfla saçıp savrulan bütçesi. Turgut Özal da aynı düşünceye sahipti O meşhur ATA uçağı alınmıştı. Dönemin cumhurbaşkanı Kenan Evren basından yardım istedi. Bir uçak da kendisi için alınması için kampanya açın dedi.

Beyler Allah israfı sevmez. Hani bir laf vardır. Turpun yenmesi tatlı olur ama geğirmesi acı olur. Gariptir. Turpu onlar yer ama geğirme aziz millete düşer. Bizden hatırlatması.

Yorum Ekle

Yorumlar